Denizli Çal Süller J. Astm. Mustafa Tayyar Temizel Aile Sağlığı Merkezi - Denizli / Çal / | En Güncel Aile Hekimleri ve Aile Hekimi Uzmanlığı Haberleri
DUYURULAR
21 Haziran 2018 Perşembe - 02:19

YAZ BESLENMESİ Yaz aylarında kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Kahvaltıda az yağlı peynirler, zeytin ve taze sebzeler bulunmalı, kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir. Yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalıdır. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanılması önemlidir. Kan şekerini hızla yükselten ve hızlı düşüren besinlerin tercih edilmemesi, basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi lifli besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir. Sütlü tatlılar, meyve tatlıları, dondurma gibi tatlılar tercih edilmelidir.

17 Haziran 2018 Pazar - 12:59

YAŞLILARDA KALÇA KIRIĞI VE SONRASINDAKİ BAKIM SÜRECİ Düşme sonrası görülen kalça kırıkları, yaşlılarımızın en önemli sorunlarından biri olup, hastaneye yatış sebepleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Osteoporoz, yetersiz ve dengesiz beslenme ve hareketliliği kısıtlayan çeşitli tıbbi rahatsızlıklar yaşlılarda kalça kırıklarını daha da olası hale getirmektedir. Önleyici tedbirleri bilmek ve uygulamak, kemiklerin güçlü kalmasına yardımcı olmakta ve düşme riskini azaltmaktadır. Oluşan kalça kırıklarında ise tedavi ve rehabilitasyon sürecini doğru planlamak ve uygulamak hem iyileşme sürecini kısaltmakta hem de yaşlıların faaliyetlerini tekrar kazanmasına yardımcı olmaktadır. Kalça Kırığının Nedenleri Kalça kırıklarının yaşla birlikte artma eğilimi vardır. Diğer yaş gruplarına oranla yaşlılarda görülen kalça kırığı birkaç farklı nedenden dolayı daha olasıdır. Bunlardan biri ve en önemlisi yaşlıların düşmeye eğilimli olmasıdır. Çünkü; devam eden kronik hastalıklar, kas ve iskelet sisteminde oluşan güç kaybı ve bazı nörolojik problemlerden dolayı yaşlılar dengelerini daha kolay kaybedebilmekte ve refleksleri zayıf olduğu için kendilerini kolay toparlayamamaktadırlar. Genetik yatkınlık, kalsiyum ve d –vitamini yetersizliklerine bağlı olarak gelişen Osteoporoz da kalça kırığı olasılığını arttırmaktadır. Kemikler daha zayıf ve kırılgan hale geldiğinden osteoporozu olan bir yaşlının düşmelerden etkilenme olasılığı daha yüksektir. Hatta düşme yaşamadan basit bir çarpmayla bile kalça kırıkları oluşabilir. Bunların dışında otururken veya yataktan kalkarken kan basıncındaki ani düşüşler, baş dönmeleri reflekslerin yavaşlaması, çeşitli travmalara sebep olabilir. Kalça Kırığını Önleyecek Basit Önlemler Yaşlınızın fiziksel aktivitelerini arttırın. Hızlı tempo gerektirmeyen biçimde yürüme, birkaç kat merdiven çıkma gibi egzersizler; kemik yoğunluğunu korumaya, kas kütlesi, kuvveti ve dengesini iyileştirmeye yardımcı olur. Bununla birlikte her yaş grubunda olması gerektiği gibi yaşlılarımızın kalsiyum ve D-vitamini alımı gözden geçirilmeli, gerekirse takviye edilmelidir. Düşük D vitamini seviyesi olan yaşlılarda kas kitlesinde azalma riski artar ve bu nedenle kırık riski artar. D vitamini ve kalsiyum takviyesinin genellikle kemik mineral yoğunluğunu iyileştirdiği düşünülmektedir. Yaşlıların kemik ve kas sağlığını ele almanın yanı sıra ev ortamına da odaklanılmalıdır. Düşmeye bağlı kalça kırıklarının bir çoğu evde çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Yaşlıya zarar verecek evdeki fazla eşyalar ortadan kaldırılmalı, halılar sabitlenmeli, evin belirli bölümlerine tutunma aparatları yerleştirilmeli ve aydınlatmalar yeterli olmalıdır. Ev ortamındaki tehlikeleri belirlemek, günlük aktivitelerde güvenli performansı sağlamak için uzman bir sağlık çalışanından profesyonel destek almalısınız. Kalça Kırığının Belirtileri Yürümekte zorlanma, Bacağının üstüne basamama, Kalça ya da kasıkta aşırı ağrı, Kalçada ya da çevresinde morarma ve şişlik, Üzerine düşülen taraftaki bacakta kısalma gibi belirtiler varsa kalça kırığı ile karşı karşıya olabilirsiniz. Kesin tanı, yaşlının hastanede veya evde çektirdiği röntgen sonucuna göre hekim tarafından değerlendirilerek saptanır. Kalça Kırığı Ameliyatı ve Sonrasındaki Bakım Süreci Kalça kırığı sonrası dönem; oldukça zorlu, acı dolu ve travmatik bir dönemdir. Yaşlı bu süreçte sağlığını tekrar kazanamama korku ve endişesi yaşar. Kalça kırığı tedavisinde başlıca hedef; kalçanın stabilize edilmesi, ağrının azaltılması, oluşabilecek komplikasyonların önlenmesi ve hastaya fonksiyonlarının tekrar kazandırılmasıdır. Cerrahi operasyon kalça kırığı için sıklıkla tercih edilen bir yöntemdir. Fakat burada önemli olan, yaşlı hastanın genel durumunun cerrahi operasyona uygunluğudur. Cerrahi operasyon seçiminde birçok faktör yer almaktadır. Yaş bunlardan sadece bir tanesini oluşturur. Yaş faktörü dışında kırığın tipi ve şekli, hastanın ek hastalıkları, prognozu ve cerrahın tercihi burada önem taşır. Cerrahi operasyona karar verilen durumlarda ameliyat; enfeksiyon riski, bası yarası riski ve hastanede kalış süresini en aza indirmek adına mümkün olan en kısa sürede yapılmalıdır (ideal olarak 48 saat içinde). Ameliyat sonrası rehabilitasyona gecikmeksizin başlayın! Fizik tedavi ilk postoperatif (ameliyat sonrası) günde başlatılmalı, yatay hareket serbestliği sağlanmalı, zamanla yataktan sandalyeye bağımsız transferler gerçekleştirmeli ve zamanla hasta tam ağırlığını kullanmalıdır. Hastanın ameliyat sonrası bakım sürecinde birçok komplikasyon görülebilir ve önlenebilir. Bu komplikasyonlar çoğunlukla deliryum, enfeksiyon, emboli ve beslenme bozukluklarıdır. Kalça kırığı olan yaşlı hastalarda en fazla görülen komplikasyon deliryum’ dur. Deliryum, kişide dikkat ve hafıza gibi bilişsel işlevlerde ve davranışlarda bozulma ile sonuçlanan, hızlı ve dalgalı seyirli bir nöropsikiyatrik tablodur. Hastanın daha önceden bir bilişsel bozukluğu var ise Deliryum riski fazladır. Bununla birlikte hastanın yaşı, görme ve işitme bozukluğu, çoklu ilaç kullanımı deliryumu tetikleyebilir. Deliryum, hastaya yapılacak erken müdahale, fiziksel iyileşmenin hızlıca arttırılması ve alacağı bakım desteği ile önlenebilir. Aile üyeleri veya hastabakıcıdan alacağı destekleyici bakım oldukça önemlidir. Emboli riskine karşı hastayı koruma, ortopedik operasyon sonrası profilakside uzun süredir bakım standardı haline gelmiştir. Yani kalça kırığı ameliyatları sonrası emboli riskini azaltmak için muhakkak hastaya kan sulandırıcı ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Hastalar taburcu olduktan sonra asgari 10-14 gün antitrombotik ilaç kullanmalıdırlar. Beslenme bozukluğu, kalça kırığı hastalarının %20 sini etkileyen bir komplikasyondur. Bu dönemde yeterli protein alımını sağlamak için adım atılmalıdır. Alınacak protein desteği, hastanın yatış süresinin kısalmasını ve post-op komplikasyonların azaltılmasını sağlamaktadır. Ayrıca mineral ve vitamin desteği de sağlanmalıdır. Rehabilitasyon sürecinde pnömoni, idrar yolu enfeksiyonu, insizyon yeri enfeksiyonu ve bası yaraları görülme riski de oldukça yüksektir. Kalça kırığı olan hastaların bakımı ile ilgili; Bu hastaların çoğunlukla banyo yapma, giyinme, tuvalet gereksinimlerini giderme gibi günlük yaşam aktivitelerinde zorlandıkları ve bu süreçte başkalarına bağımlı olarak yaşadıkları görülmektedir. Hastanın beslenmesi, öz bakımı, ilaçlarının düzenli verilmesi, vital bulguların takibi, pasif egzersizlerin yaptırılması ve doğru pozisyon verilmesi hastanın destek alması gereken temel ihtiyaçlardır. Hastanın iyileşmesi ve bağımsızlığını kazanabilmesi için zamanın önemli ve değerli olduğu bu süreçte en iyi yaklaşım profesyonel destek almaktır. Ameliyat sonrasında komplikasyonları önlemeye yönelik hastayı rahatlatıcı önlemlerin alınması, ağrının yönetimi ve hastanın psikolojik ve sosyo-kültürel yaşamında kendi kendine yeterli duruma gelmesini sağlamaya dikkat edilmelidir. Tüm bu süreçlerdeki en önemli amaç; hastanın yatağa bağımlı hale gelmesini engellemektir. Hasta için bu acı verici ve travmatik deneyim sonrasında tekrar ayağa kalmak ve düşme riski yaşamak son derece korku vericidir. Ailelerde bu deneyimi tekrar yaşamamak için rehabilitasyon ve bakım sürecinde hızlı aksiyon ve profesyonel destek almalıdırlar.

17 Haziran 2018 Pazar - 12:51

gebelikte-sigara-icmenin zararları Hamilelikte göbek kordonu yoluyla anneye bağlı olan bebeğe, annenin sigara ile almış olduğu tüm zehirli maddeler doğrudan geçer. Hamilelikte sigara tüketimi bebek ve hamilelik üzerine son derce olumsuz etkilere sebep olur. "Sigaranın içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit ve diğer zehirli birçok madde üst solunum yollarına, buradan bronşlara ve kana geçer, böylece de solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verir" diyor KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Yasemin Yakut. Hamilelik esnasında göbek kordonu yoluyla anne bebek kanı alışveriş halindedir. Annenin sigara ile aldığı tüm zehirli maddeler bu alışverişte bebeğe doğrudan geçer. Nikotin, kuvvetli bir damar büzücü ajandır. Rahme giden kan akımını azaltır. Karbonmonoksit, hücrelere zarar vererek gelişme geriliğine neden olabilir, ayrıca kanın oksijen taşıma yeteneğini azaltır. Anne kanında oksijen azalınca bebeğe giden oksijen miktarı ve diğer besin maddeleri de azalacaktır. Op. Dr. Yasemin Yakut, hamilelikte sigara içmenin bebeğe en önemli 10 zararını şöyle sıralıyor: 1- Erken doğum eylemine neden olur. Zamanında gebelik haftası 38 - 40 hafta olarak kabul edilir. 38 haftadan çok daha önce doğumun gerçekleşmesine neden olur. 2- Erken membran rüptürü: Doğum eylemi esnasında açılması gereken su kesesinin olması gereken zamandan çok önce açılması, bebeğin gelişimini tamamlamadan doğum yoluna girmesine neden olur. 3- İntrauterin gelişme geriliği: Sigara bebeğe giden kandaki oksijen ve besin maddelerinde azalmaya neden olarak, anne karnında bebeğin gelişiminin geri kalmasına neden olmasıdır. 4- İntrauerin exitus: Bebeğin anne rahminde ani ölmesidir. 5- Preaklampsi: Tansiyon yükselmesi, idrarda protein çıkması, vücutta aşırı ödem, görme bulanıklığı ile giden gebelik zehirlenmesi tablosudur. Anne ve bebek hayatı için risk söz konusudur. 6- Hipertansiyon: Nikotinin damar büzücü, daraltıcı etkisi ile gebedeki tansiyon yükselmesidir. Bu durumda bebeğin beslenmesi üzerine olumsuz etki yapacaktır. 7- Dekolman Plasenta: Plasentanın erken ayrılmasıdır. Normal şartlarda doğum eylemi esnasında bebeğin doğumunu takiben plasenta ayrılır. Dekolman plasentada ise bebek anne rahminde iken plasentanın zamansız ayrılması ve tehlikeli boyutlarda kanamanın olmasıdır. 8- Respiratuar Distres sendromu: Doğum sonrası bebeğin solunum sıkıntısı olmasıdır. Prematür dediğimiz erken doğan bebeklerde akciğerlerin gelişmemesi sonucu ölümcül olabilen solunum sıkıntısı sigara içilen gebeliklerde daha sık gözlenir. 9- Süt miktarının azalması: Lohusalık döneminde süt miktarının azalmasına neden olur. 10- Yine lohusalık döneminde sütün C vitamini seviyesinde ve besleyici etkisinin azalmasında rol oynar.

10 Haziran 2018 Pazar - 14:22

ÇOCUKLARDA BÜYÜMENİN İZLENMESİ VE AŞI TAKİBİ Çocukların hastalıklarını sadece tedavi edici hekimlik ile önlemek mümkün değildir. Bugün için bütün dünyada koruyucu hekimlik giderek önem kazanan bir konu olmuştur. Koruyucu hekimlik anne karnından başlayarak 18 yaşın sonuna kadar devem eden bir süreçtir Düzenli gebelik izlemi, genetik danışmanlık, uygun doğum koşulları, yenidoğan bakımı, tarama testleri, anne sütüyle beslenme, ek gıdaların başlanması, aşılama, psikomotor gelişim, büyümenin izlenmesi, annelerin bilinçlendirilmesi ve çocukların eğitimi koruyucu hekimlik kapsamına girmektedir. Çocuk sağlığı ve hastalıkları doktorlarının esas amacı çocukların sağlıklı büyüme ve gelişmesi açısından kendi potansiyellerini kazanmasını ve olgun bir erişkin olmasını sağlamaktır. Bunun esas yolu çocukların belli aralıklarla düzenli olarak izlenmesidir. Çocukların düzenli takip edilmesi çocuk ölümlerini azaltır, hastalıkları, sakatlıkları önler, çocukların genetik olarak sahip oldukları büyüme ve gelişmeyi yakalamasına ve sağlıklı üretken erişkinler olmasını sağlar. BÜYÜMENİN İZLENMESİ Büyüme anne karnında döllenme ile başlayan ve adölesan döneminin sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Büyüme potansiyeli çocuğun genetik yapısına, hormonal yapıya, çevresel (beslenme) faktörlere ve psikososyal etmenlere bağlı olarak farklılık gösterebilmektedir. Ayrıca sağlıklı bir büyüme için vücuttaki tüm organların da (kalp, akciğerler, böbrek) sağlıklı olarak çalışması gerekmektedir. Büyüme iki dönemde gerçekleşir. Birincisi anne karnında intrauterin dönemdeki büyüme, diğeri bebek doğduktan sonraki büyümedir. Anne karnında bebeğin büyümesi anneye ve bebeğe ait faktörlere bağlı olarak farklılık gösterir. Doğumdan sonraki büyümede ise bebeklerin ve çocukların büyüme hızları farklı yaş dönemlerinde farklı hızlarda seyreder. Doğum sonrası süreçte büyüme süt çocukluğu, çocukluk çağı ve ergenlik olarak üç dönemde izlenir. Her bir dönemde büyüme hızı farklılık gösterir. Süt çocukluğu döneminde büyüme çocukluk çağından farklıdır ve bu dönemde beslenmenin büyüme üzerine etkisi fazladır. Büyümenin izlenmesi çocuk sağlığı ve hastalık bölümünün en önemli pratiklerinden biridir. Bir çocuk hangi nedenle doktora gelirse gelsin mutlaka büyümesi değerlendirilmelidir. Böylece o anki gelişim ve beslenme düzeyi saptanabildiği gibi daha önceki ölçümlerle kıyaslanarak zaman içinde beklenen hızda büyümenin olup olmadığı veya beslenmenin düzenli yapılıp yapılmadığı kontrol edilir. Bunun için ölçümlerin son derece dikkatli ve doğru yapılması gerekmektedir. Bir çocuğun sağlığını olumsuz etkileyen herhangi bir durum onun büyüme gelişmesini olumsuz olarak etkileyeceği için çocuların büyümesi düzenli aralıklarla mutlaka takip edilmelidir. Çocuğun büyümesinin normal sınırlar içerisinde seyrettemesi onun sağlığının iyi olduğunun bir göstergesidir. Çocukların büyümesinin izlenmesinde düzenli aralıklarla yapılan vücut ölçümleri (antropometrik ölçümler) kullanılır. Vücut ağırlığı, boy ve baş çevresi ölçümleri en sık kullanılan antropometrik ölçümlerdir. Bu ölçümlerin yapılması zor değildir. Ama mutlaka titizlikle ve doğru bir şekilde yapılmalıdır. Tek bir ölçümden daha çok takip eden ve düzenli aralıklarla yapılan ölçümler daha güvenilirdir. Değişik kişiler ve değişik aygıtlarla yapılan ölçümlerde hata oranı yüksektir. Bu nedenle bir çocucuğun büyüme parametreleri mümkün olduğunca aynı kişi tarafından ve uygun aygıtlarla yapılmalı, düzenli aralıklarla doktor kontrolleri gerçekleştirilmelidir. Genel olarak çocukların poliklinik takipleri doğumdan sonraki ilk 24-48 saatten sonra 5. ve 15 günlerde, ilk 6 ay aylık,6-24 ay arasında 3 ay, 2-3 yaş arası 6 ay arayla 3 yaştan sonra isee yıllık olarak yapılmalıdır. Atropometrik Ölçümlerin Yapılışı Vücut Ağırlığı Ölçümü: En sık kullanılan antropometrik ölçümdür. Tartı işlemi öncesinde tartının kalibrasyonu doğru, koyulduğu yüzey düzgün olmalıdır. Bebeklerin ve küçük çocukların ölçümleri yatarak veya oturarak bebek terazilerinde yapılır. Bebek tartılacağı zaman mutlaka çıplak olmalıdır. 2 yaş sonrasında çocuklar ayakta basküllerde tartılabilir. Yenidoğan bir bebeğin ortamla ağırlığı 3200-3300 gr dır. Doğumdan sonra 4. Ayda 2 katına, 1 yaşta 3 katına ulaşır. Vücut ağırlığı kısa zaman içinde çok büyük değişiklikler gösterdiği için büyümenin izlenmesinde çok duyarlıdır. Çocuğun yaşına göre ağırlığı hem kısa süreli hem de uzun süreli beslenme bozukluğundan etkilendiği için hem o anki hem de geçmişteki beslenme durumunu gösterir. Boy Ölçümü :Boy ölçümü 2 yaşa kadar olan çocuklarda yatarak baş-ayak tahtası aletleriyle yapılır. 2 yaşından sonra boy ölçümü ayakta yapılabilir. Ayakta yapılan ölçümler yatarak olan ölçümlere göre 2 cm kısa çıkabilir. Yenidoğan bir bebeğin boyu yaklaşık 50 cm dir. İlk 1 yıl içerinde 25 cm, 1-2 yıl arasında 12 cm, 2-3 yaş arasında 9 cm, 3-5 yaş arasında 7 cm uzar. Daha sonra puberteye kadar 5-6 cm artışlar gösterir. Boy uzaması yetersiz beslenme ve enfeksiyonların uzun sürdüğü durumlarda etkilenir. Bu nedenle hastanın o andaki değil geçmişteki genel sağlık durumunun göstergesidir. Baş Çevresi : Baş çevresi ölçümü başın en geniş yerinden ve esnemeyen bir mezura kullanılarak yapılır. Alın ortasından ve başın arka kısmının en çıkıntılı yerinden geçecek şekilde ölçülür. Ölçüm yapılırken baş sabit tutulmalı mezur kulakların altından geçmeli ve başın herhangi bir yerinde şişlik varsa dikkatli ölçüm yapılmalıdır. Doğumda bebeklerin baş çevresi ortalama 34-35 cm dir. Hayatın ilk 1 yılında baş çevresindeki artış belirgindir. Çocuk 2 yaşına geldiğinde erişkin baş çevresinin%90’nına ulaşmış olur. Büyümesinin doğru bir şekilde değerlendirilebilmesi için çocuğun bulunduğu toplumdaki sağlıklı çocuklardan yapılan ölçümlerden oluşturulmuş büyüme eğrilerinden yararlanılır. Boy ,ağırlık ve baş çevresi için ayrı ayrı standart büyüme eğriler bulunmaktadır. Ayrıca erkek ve kız her iki cins için farklı büyüme eğrileri kullanılır. Türk çocuklarında Prof. Dr. Olcay Neyzi ve arkadaşları tarafından oluşturulmuş olan, cinse ve yaşa göre ağırlığın, boyun ve baş çevresinin değerlendirilmesini sağlayan büyüme eğrileri kullanılır. Tablo 1-2-3-4 Büyüme eğrilerinin yatay eksenine yaş, dikey eksenine ise ölçüm değerleri konur. Standart büyüme eğrileri % 3-10-25-50-75-97 arasında değişir. % 3-97 arası değerler normalin alt ve üst sınırı olarak tanımlanır. Bir çocuğun muayenesi ve antrpometrik ölçümleri yapıldıktan sonra elde edilen değerler büyüme eğrisi üzerinde işaretlenir. Tabiki önce kronolojik yaşı hesaplanır. Daha sonra yaşına uygun olarak standart büyüme eğrilerine bakılarak uygun işaretleme yapılır. Düzenli aralıklarla yapılan ölçümler standart büyüme eğrileri üzerine işaretlenir ve bunlar birleştirilir. Böylece çocuğun büyüme eğrisi ortaya çıkmış olur. Normalde çocuğun büyüme eğrisi %3-97 arasında seyreder ve standart eğrilere paralel gider. Büyüme eğrisinin alt ve üst sınırlar dışında kalması veya yatık, düz ve aşağı doğru eğimli olması patolojik bir durum olduğunu gösterir. Büyümenin değerlendirilmesi beslenme yetersizliği (düşük kilo, kısa boy) veya fazla kilolu vakaların belirlenmesini sağlar. Büyümenin düzenli takip edilmesi ise malnutrüsyon gelişmeden büyüme duraksamasını, obezite gelişmeden aşırı hızlı kilo alımını saptamaya yarar. Böylece erken müdahaleye olanak sağlar. Ayrıca doğru beslenmeyi destekler, bakım veren kişinin eğitimini sağlar. Bunun dışında büyümesi düzenli aralıklarla takip edilen çocuğa diğer koruyucu hekimlik hizmetleri sunulmuş olur. AŞI TAKİBİ Çocuk sağlığı izleminde koruyucu hekimlik hizmetleri içerisinde en önemli olanlardan biri de aşılamadır. İnsanlık tarihinde aşılama insan sağlığının iyileştirilmesinde en önemli adımlardan biri olmuştur. Aşılama bireyleri hastalıklardan ve neden olan komplikasyonlarından korur. Ayrıca hastalığa neden olan mikroorganizmaların yayılmasını önleyerek aşılanmamış bireyleri ve toplum sağlığının da korunmasını sağlar. Bugün bütün dünyada aşılama ile her yıl 3 milyon çocuğun hayatı kurtulmaktadır. Kısacası aşı ile bağışıklama 20. yüzyılın en önemli sağlık zaferidir. Virüs, bakteri vb. mikropların hastalık yapma yeteneklerinden arındırılarak ya da bazı mikropların salgıladığı zehirlerin etkisinin ortadan kaldırılarak sağlam kişilere verilmesi için geliştirilen biyolojik maddelere aşı denir. Aşıların etki mekanizması doğal hastalığa benzer, her ikisi de bağışıklık sistemini uyarır, vücuda girmiş olan mikrobu tanır ve hafıza oluşturur. Daha sonra aynı mikrop vücuda yeniden girdiğinde bağışıklık sistemi onu tanır ve hastalık yapmasına fırsat vermeden yok eder. Aşıların koruyucu etki gösterebilmesi için uygun dozda, uygun yaşlarda ve belirli aralıklarla yapılması gerekir Aşılar başlıca canlı ve inaktive aşılar olmak üzere iki şekilde sınıflandırılabilir. Canlı aşılar, bir virüs ya da bakterinin hastalık yapma özelliğinin ortadan kaldırılması, ancak vücutta çoğalma ve bağışıklık oluşturma yeteneğinin korunmasına dayanır (kızamık, kızamıkçık, kabakulak, OPV, suçiçeği, BCG aşıları gibi). İnaktive aşılar ise virus ya da bakterinin tamamı (boğmaca, influenza, hepatit A, IPV gibi) veya bir kısmı (hepatit B, influenza, aselüler boğmaca, difteri, tetanoz gibi) kullanılarak hazırlanırlar. Aşıların içinde antijenler dışında süspansiyon sıvıları, stabilize edici ve koruyucu maddeler ile immunojeniteyi artıran adjuvanlar da bulunur. Çocukluk Çağında Uygulanan Aşılar BCG (Verem Aşısı) : Verem enfeksiyonuna karşı koruyan canlı bir aşıdır. 2. ayda yapılır, Deri içine yapılan tek aşıdır. Deri içine aşı uygulaması teknik bir deneyim gerektirdiğinden bu konuda sertifikası olan sağlık çalışanı tarafından uygulanmalıdır. BCG aşısı sol omuza yapılır. Aşıdan 6-8 hafta sonra aşı yerinde ufak bir kızarıklık oluşur. Aşı ilk 3 ayda yapılmadıysa ilk 6 ay içinde PPD kontrolü yapılmadan, 6 aydan sonra PPD yapılarak (negatifse) BCG yapılır. DBaT (Difteri Boğmaca Ttetatnoz ) Difteri boğmaca tetanoz aşısı karma aşı olarak adlandırılır. İnaktif bir aşıdır .İnaktif çocuk felci ve hemoflius influenza ile beraber 5 li karma aşısı olarak yapılır. 2. 4. 6. Ve 18 ayda uygulanır. İlkokul 1 . sınıfta 4’lü karma olarak (DBT- IPV) ve 8 sınıfta tetanoz difteri (Td) olarak rapel dozları uygulanır. Kas içine yapılır. Aşıya bağlı ilk gün başlayan ve 1-2 gün süren ateş ve aşı yerinde ağrı, şişlik olabilir. Çocuk Felci Aşısı: Çocuk felci polio virusu ile meydana gelen bir enfeksiyondur. Erken yaşlarda gelişen önemli bir sakatlık nedenidir. Aşının canlı (OPA) ve inaktif (IPV) olarak 2 tipi vardır. İnaktif aşı karma aşı ile birlikte 2-4-6 ve 18 ayda kas içine uygulanır. 6 yaşta rapel dozu uygulanır. Canlı aşı ise ağız yoluyla 6. ve 18. aylarda uygulanır. Çocuk felci dünyadan eredike edilmesi gereken hastalıklar arasındadır. Ülkemizde en son çocuk felci vakası 1998 de görülmüştür. Hepatit B Aşısı: Tüm yenidoğanlara Hepatiti B aşısı doğumdan hemen sonra ya da hastaneden çıkmadan önce yapılır. Takiben 1. Ve 6 ayda tekrar dozları yapılır. Kas içine uygulanır. İnaktif bir aşıdır. Ülkemizde hepatit B taşıyıcılığı %10 dur. Hepatit B enfeksiyonu olanlarda ileride siroz ve karaciğer yetmezliği gelişebilmektedir. Kronik hepatit B taşıyıcılığını önlemek için doğumda yenidoğanların aşılanması çok önemlidir. Bu nedenle annede hepatit B taşıyıcılığı varsa bebeğe doğumda aşı ile birlikte ilk 12 saat içerisinde hepatit B immunglobulin koruyucu antikoru yapılmalıdır. Yan etki olarak aşıya bağlı yapılan yerde ağrı, nadiren ateş, baş ağrısı ve halsizlik gelişebilir. Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak Aşısı: 12. ayda KKK aşısı yapılır. Cilt altı uygulanır. Canlı bir aşıdır. 4-6 yaş arasında 2 . doz rapeli yapılır. KKK yapılan çocukların ateşi 5-7 gün sonra ortaya çıkar. %5-10’ununda 39 veya üstü ateş görülebilir. 1-2 gün sürer. Bazı çocuklarda 7-10 gün sonra geçici döküntüler görülebilir. H. İnfluenza tip B: 5 yaştan küçük çocuklarda zaturre, menenjit, otit ve gırtlak iltihabına yol açan hemofilius influenza tip B ye karşı geliştirilmiş bir aşıdır. Kas içine uygulanır. İnaktif bir aşıdır. Genellikle karma aşı içerisinde uygulanır. 2-4-6 ay ve 18 aylarda yapılır. 5 yaş üstüne uygulanmasına gerek yoktur. Aşı sonra ateş huzursuszluk, aşı yerinde ağrı, kızarıklık olabilir. Pnömokok Aşısı: Çok sayıda tipi olan pnömokok bakterisi zature, menejit ve orta kulak iltihabı gibi enfeksiyonlara yol açabilir. En sık görülen 13 tipine karşı geliştirilmiş aşı 2-4-6 aylarda uygulanır. 12.. rapel dozu yapılır. İnaktif bir aşıdır. 5 yaş üzerine rutin uygulanmaz. Yan etki olarak ateş ve huzursuzluk,aşı yapılan yerde lokal şişlik ve kızarıklık olabilir. Suçiçeği Aşısı: Suçiçeği enfeksiyonuna karşı koruyucu canlı bir aşıdır.1 yaşından itibaren yapılabilir. Kas içine uygulanır. Aşıdan 9-10 gün sonra hafif ateş ,döküntü olabilir. Hepatit A (HAV) : Bulaşıcı hepatit A enfeksiyonlarına karşı koruyucudur.18 – 24 aylarda 6 ay arayla iki doz yapılır. Kas içine yapılır. %20 oranında aşı yerinde ağrı şişlik, %10 baş ağrısı olabilir. İnfluenza Virüs Aşısı Grip aşısı risk faktörü olan çocuklara 6 ay ve üzerine önerilir, her yıl uygulanır. İnaktif bir aşıdır. Risk grupları: Astım, kistik fibroz gibi kronik akciğer sorunları, hemodinamik açıdan önemli sorunlar yaratan kalp hastalığı, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıklarda, HİV infeksiyonu Orak hücre anemisi Romatoid artrit, Kawasaki gibi uzun süreli aspirin kulanımı gerektiren hastalıklar, kronik böbrek yetersizliği, şeker hastalığı gibi kronik metabolik hastalıklardır. 8 yaş altında ilk kez yapıldığında 1 ay arayla 2 doz yapılır ve 9 yaş ve üzerinde veya tekrar dozlarında bir doz yapılır. 6-36.ayda yarım doz (0.25 ml), 3 yaş ve üzeri tam doz 0.5 ml uygulanır. Aşı uygulaması her yıl Eylül-Kasım ayları arasında yapılır. Yan etki olarak aşı sonrası yapılan yerde ağrı şişlik kızarıklık olabilir. Ayrıca %1 ‘den az ateş titreme ve kas ağrısı görülebilir. Rota Aşısı İlk 5 yaşta akut ishale yol açan rota virüsüne karşı koruyucu bir aşıdır. Rota enfeksiyonu ateş kusma ishal ve su kaybı ile seyreder. Kusma1-2 gün ishal 5-8 gün sürebilir. Rota aşısı canlı bir aşı olup ağız yoluyla verilir. Aşı tipine göre 2. Ve 4. ayda iki doz veya 2-4-6 . aylarda 3 doz olarak uygulanabilir. Aşı yan etkisi olarak çok hafif bir ishal ve ateş görülebilir. Human Papiloma Virus Aşısı (HPV): Kadınlarda görülen rahim ağzı kanserine karşı koruyucu bir asıdır.11-15 yaş arasındaki kız çocuklarına 3 doz halinde yapılır. 0-2-6 aylarda yapılır. İnaktif bir aşıdır. Yan etki olarak ateş, aşı yapılan yerde ağrı, kızarıklık, şişlik, kaşıntı olabilir Menenjit Aşısı : Bu aşı diğer menenjit aşılarından faklı olarak Neiseria menenjiditis adlı mikrorganizmanın yaptığı menenkokosemi hastalığına karşı koruma sağlar. Menenkok hastalığı belirli dönemlerde salgınlar yapan , 24 saat içerisinde %50 oranında ölümle sonuçlanan ağır bir hastalıktır. 2 yaş altında 3 ay arayla iki doz, 2 yaş üzerinde ise tek doz uygulanır. En sık görülen yan etkileri ateş, huzursuzluk, ağlama ve aşı yerinde şişlik kızarıklıktır. Aşıların yapılmaması gereken durumlar çok nadirdir. Bunlar aşı kontraendikasyonları olarak adlandırılır. Kesin kontraendikasyon durumlarında aşı yapılmaz. Aşının kendisine veya içerisindeki bileşenine karşı anaflaktif reaksiyon (ciddi allerji) gelişmesi, ateşli veya ateşsiz ağır hastalık durumunda aşı dozu yapılmaz. Bunun dışında canlı aşılar gebelik ve bağışıklık sisteminin yetersiz olduğu durumlarda, DBT aşısı ise önceki doz sonrasında ensefalopati gelişen hastalarda yapılmaz. Bunun dışında aşı şemasından sapmamak için çoğu durumda aşılama programına devam edilmelidir. Hafif ateşli hastalılar, antibiyotik kullanımı, kronik kalp, akciğer, böbrek karaciğer hastalığı, nörolojik hastalıklar, prematürite, yenidoğan sarılığı konvülzyon geçirme öyküsü, ameliyat öncesi ve sonrası, beslenme yetersizliği vb durumlar aşılamaya engel değildir. Aşı uygulamaları ve aşı takvimlerinin oluşturulması dinamik olaylar olduğundan çocuk sağlığının korunmasında önder olan kurum ve kuruluşlar ülkenin kaynakları ve şartları doğrultusunda, aşı takvimi önerilerini ve geliştirilmesini sağlamaları gerekmektedir. Buna bağlı olarak her ülke kendi koşullarına uygun bir aşı takvimi hazırlamaktadır. Ülkemizde de Sağlık Bakanlığı epidemiolojik, ekonomik ve sosyal verilere göre uygun bir aşı takvimi uygulamaktadır. (Tablo 2013 Aşı takvimi) .Sağlık Bakanlığı rutin aşı programı dışında kalan aşıların (Grip,rota, menengekok, HPV aşıları) yapılma zorunluluğu yoktur. Ama bu aşılar ailenin doğru bilgiler ışığında bilgilendirilmesi ile isteğe bağı olarak uygulanmalıdır. Sonuç olarak aşısı bulunmuş bir hastalığa karşı aşı olmak her çocuğun hakkıdır; bu hak engel1enmemeli, herkes aşısı va rolan hastalıklar açısından bilgilendirilmeli ve aşılanma yapılmalıdır.

10 Haziran 2018 Pazar - 14:21

ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI Ilk günlerde gelen kolostrum (agiz sütü) denilen anne sütünün yerini baska hiçbir sey tutamaz. Bebege kolostrum emzirer ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI Ilk günlerde gelen kolostrum (agiz sütü) denilen anne sütünün yerini baska hiçbir sey tutamaz. Bebege kolostrum emzirerek ilk aylarda onu hastaliklardan korumus olursunuz. Bebegin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesi önerilmektedir Alerjilere karsi da koruyucudur. Bebeklerin en sik yakalandigi enfeksiyon hastaliklari daha az görülür. Bebegin fiziksel ve zihinsel gelisimini en iyi sekilde saglar Anne sütü bebeginiz için özel bir bilesime sahiptir. Sindirimi daha kolay besin maddesidir. Beyin gelisimine katkida bulunur ve zekâ düzeyini arttirir. Anne sütünün sicakligi her zaman vücut sicakliginda olup istenilen derecededir. Anne sütü kolay hazmedilir. Bagirsagin olgunlasmasini saglar Gaz sancilari anne sütünde en aza iner. Daha iyi kalsiyum emilimi saglar. Her zaman steril ve pratiktir. Daha ekonomiktir. Anne sütü alan bebeklerde orta kulak iltihabi riski daha azdir. Bebegin çene ve dis gelisimine yardimci olmaktadir. Obesite olma olasiligi düsüktür. Anne sütü beslenmis çocuklarda egzama, alerjik hastaliklar, dis eti hastaliklari, ve diyabet gibi hastaliklar daha az görülmektedir. Emzirme anneyi Over kanseri, gögüs kanseri, osteoporoz ve anemiye karsi korumaktadir. Emziren anne kisa sürede eski kilosuna döner. Rahim daha çabuk toparlanir. Anne sütü bebekle anne arasindaki duygusal bagi arttirir ve bebegin güvende hissetmesini saglayacak tek yoldur.

10 Haziran 2018 Pazar - 14:21

Meme kanseri, meme dokusu içinde süt kanalları içerisinde oluşan kanser hücreleridir. Meme kanserlerinin yüzde 80’i invaziv duktal karsinomdur. Invaziv duktal karsinom, meme kanserinin süt kanallarında ortaya çıktığını gösterir. Meme kanserinin yüzde 20’si de invaziv lobüler karsinomdur. Bu türde ise meme kanseri süt kanallarında değil süt bezlerinde gelişir. Meme kanserine neden olan hücrelerin çoğalması ve büyümesi oldukça zaman alır. Ancak çoğaldıktan sonra hücreler lenf ve kan yoluyla vücudun diğer organlarına yayılabilir. Meme kanserinde en önemlisi kanserin kan ve lenf yolu ile diğer organlara yayılmadan tanının konmasıdır. Bu aşamada konulan bir tanı ile tedavi oranı çok yüksektir. Bu nedenle meme kanserinde erken teşhis çok önemlidir. Meme kanseri kadınlarda en çok görülen kanser türüdür. Her 10 kadından birinde görülen meme kanseri ortalama her 100 bin kadının 20’sinde rastlanıyor. Meme kanseri kadınlara oranla erkeklerde çok nadir görülmektedir. Ancak hastalık geliştiğinde seyri kadınlarda görülen meme kanserine göre daha hızlı ve kötüdür. Her 100 meme kanserinin 1’i erkeklerde görülmektedir. Meme kanserinin nedeni tam olarak bilinmese de kalıtım, beslenme şekli, sosyo-ekonomik durum, regl durumu, doğumlar, doğum kontrol hapları gibi birçok faktörden bahsedilebilir. Meme kanserinin görülme sıklığı yaş ilerledikçe artar. En çok 50-70 yaş aralığında görülen meme kanserinde risk ailede meme kanseri öyküsü bulunduğunda artmaktadır. Anne ya da kardeşte meme kanseri görüldüğünde hastalığın riski 3 kat artar. Bu nedenle aile hikâyesinde meme kanseri olan kişilerin kontrollerini özellikle 40 yaş ile birlikte sık sık yaptırmaları gerekmektedir. BRCA1 ve BRCA2 genlerinde bozulma yani mutasyon var olan kişilerin hem meme hem de yumurtalık kanserine yakalanma ihtimali riski yüksektir. Menopoz sürecinde 5 yıldan fazla hormon ilacı kullanmak da meme kanseri riskini artıran faktörlerden biridir. Meme Kanseri Belirtileri Nelerdir? Meme kanseri belirtilerini bilmek meme kanserini erken evrede yakalamak ve tedavinin başarıya ulaşması için çok önemlidir. Meme kanseri belirtileri arasında en belirgini memede ele gelen kitledir. Ele gelen kitle meme dışında koltuk altında da olabilir. Eğer kitle büyümüş ise meme ucunun içeri doğru çekilmesi de meme kanseri belirtilerindendir. Çok nadir görülse de meme ucundan kanlı ya da kansız akıntı da meme kanserini işaret edebilir. Meme kanserine neden olan tümör çok büyürse meme derisinde ödem oluşur ve şişme görülebilir. Aynı zamanda kızarıklık ve portakal görünümü de karşılaşılan meme kanseri belirtilerindendir. Eğer meme kanseri yayılmış ise yayıldığı bölge ile ilgili şikayetler de görülebilir. Meme kanseri belirtilerini tanımak meme kanserinin ilerlemesine engel olabilmek adına çok önemlidir. Bu nedenle kişinin kendi meme yapısını tanıması ve risk faktörlerini bilmesi gerekir. Meme kanseri belirtilerini fark edebilmek için her kadın 20 yaşından sonra kendi meme muayenesini yapmaya başlamalıdır. Kendi kendine meme muayenesi adet bitiminden 5-7 gün sonra; adet görmeyen kadınlar ise ayda bir belirdikleri yapılmalıdır. Meme kanseri belirtilerini şöyle sıralayabiliriz; Meme üzerinde genellikle ağrısız, sert yapılı, hareket Memede; genellikle ağrısız, sert yapılı, hareket ettirilebilen veya yerinden oynamayan, zamanla büyüyebilen yapıda ve karakterde ele gelen şişlikler. Gözle görülebilir şekilde, meme boyutunda veya şeklinde değişiklik. Meme cildinde kızarıklık, morluk, yara, damar genişlemesi, içeri doğru çöküntü, yaygın küçük şişlikler, portakal kabuğu görünüşü gibi noktasal çekintiler. Meme başı ve çevresinde, renk ve şeklinde değişiklik, meme başında genişleme, düzleşme, içe çökme, yön değiştirme, kabuklanma, çatlaklar ve yaralar. Meme başından kanlı veya kansız akıntı gelmesi. Koltuk altında görülebilen, elle fark edilen ağrılı ya da ağrısız şişlikler. Risk faktörüne sahip olmanız, o hastalığa yakalanacağınız anlamına gelmez. Meme Kanseri Risk Faktörleri Meme kanseri risk faktörlerinin en önemlileri değiştiremeyeceğimiz risk faktörleridir. Özellikle aile hikâyesinde meme kanserinin olması meme kanseri risk faktörlerinin başında gelmektedir. Birinci derce bir akrabada 50 yaşından önce görülen meme kanseri, kişinin meme kanserine yakalanma ihtimalini 3 kat artırmaktadır. Yine 2. derece akrabalarda görülen meme kanseri de önemli meme kanseri risk faktörlerindendir. Ayrıca ailede ne kadar fazla kişi meme kanserine yakalanmış ve ne kadar erken yaşta yakalanmışlar ise o kadar risk artar. Meme kanserinde bir diğer önemli risk faktörü ise meme dokusunun yoğun olmasıdır. Meme dokusu içerisinde yağ oranı daha az olan kişilerde meme kanseri riski daha çok artıyor. Meme dokusunun yoğunluğunu ise mamaografk ve sonografik yöntemlerle ölçülebilir. Özellikle lenfoma hastalarında göğüs çevresine yakın uygulandığı için maruz kalınan radyoterapi de meme kanseri için sayılabilecek risk faktörleri arasındadır. Bu nedenle özellikle lenfoma hastaları olmak üzere radyoterapi tedavisi alan hastaların tedaviden sonra hayat boyu kontrollerini sıkça yaptırmaları önerilmektedir. Kadınlarda meme kanseri oluşumunda risk faktörü sayılan erken adet görme de önemsenmelidir. Özellikle 11 yaşından önce adet görenler, geç menopoza girenler meme kanserine yakalanma konusunda daha riskli durumda kabul edilirler. Emzirmemek ya da ilk hamileliğini 30 yaşından sonra yaşamak, aşırı alkol tüketmek ve fazla kilolu olmak da meme kanseri risk faktörleri arasındadır. Ayrıca özellikle menopoza girdikten sonra, menopozun etkilerini azaltmak için kullanılan östrojen hormonu da meme kanseri riskini 1.5. kat artırmaktadır. Diğer meme kanseri risk faktörleri şunlardır; Meme kanserinde kadın olmak birinci derece risk faktörüdür. Ailede meme kanseri öyküsü bulunan kişinin meme kanserine yakalanma riski diğer insanlara göre daha fazladır. Yaş ilerledikçe meme kanseri görülme riski artar. Beyaz tenli kadınlar, esmer tenli kadınlara göre %20 daha fazla risk altındadır. Meme kanseri vakalarının %5-10’u genetiktir. Aileden geçen bozuk genler (mutasyon) sonucu oluşmaktadır. Genetik meme kanserinin en sık rastlanan nedeni, BRCA1 ve BRCA2 genlerinde genetik mutasyondur. BRCA mutasyonuna sahip aile üyeleri için risk, %80 oranındadır. 15 yaşından önce radyoterapi tedavisi görmek, 40 yaşından sonra meme kanseri olma riskini %35’e çıkarmaktadır. 55 yaş ve üstü kadınların 3’te 2’sinde, yayılma gösteren meme kanseri bulunmaktadır. Yaşlanma veya yaşam şekli gibi faktörler, meme kanseri riskini zaman içinde değiştirebilir. Yaşlanma veya yaşam şekli gibi faktörler, meme kanseri riskini zaman içinde değiştirebilir. Uzun süreli fazla sigara tüketiminin meme kanseri riskini arttırdığı tespit edilmiştir. Fiziksel aktivite ve düzenli spordan uzak, hareketsiz bir yaşam meme kanseri oluşum riskini artırmaktadır. Şişmanlık, doğurganlık çağındaki kadınlarda meme kanseri riskini 2 katına çıkarır. Ailesinde meme kanseri olanlarda doğum kontrol hapı kullanımı, kanser riskini 3 kat artırmaktadır. Meme Kanserine Yakalanma Riskini Azaltmak İçin Neler Yapılabilir? Egzersiz şeklinde yapılan fiziksel aktivitenin, meme kanseri riskini azalttığına ilişkin kanıtlar artmaktadır. Haftada en az 1,25 – 2,5 saatlik hızlı yürüyüşler, kadındaki meme kanseri riskini %18 oranında azaltmaktadır. Eğer bu yürüyüş, haftada 10 saat olursa, risk oranı biraz daha azaltmaktadır. Bazı araştırmalar, uzun süreli emzirmenin meme kanserini az da olsa azalttığını öne sürmüştür. Araştırmalar, doğum kontrol hapı kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara nazaran az da olsa meme kanseri riski taşıdığını göstermektedir. Hapların kullanımına son verildiğinde, risk oranı normale dönmektedir. Çok fazla hamilelik geçiren ve genç yaşta hamile kalan kadınlarda, meme kanseri olma riski azalır. Bunun nedeni ise, hamilelik döneminde duran adet döngüsüdür. Tedavi kararında meme kanserinin hangi alt grubu ile karşı karşıya olduğunuzu bilmek uygulanacak tedavinin başarısı açısından çok önemlidir. Meme Kanseri Türleri Meme kanseri türleri biyopsi ile alınan doku üzerinde yapılan patoloji incelemesi sonucunda belirlenir. Meme kanserinin birçok türü bulunmasına rağmen genel olarak iki ayrı başlık altında değerlendirilmektedir: Meme kanallarını oluşturan hücrelerde oluşan duktal karsinom Memenin süt bezlerinde oluşan lobüler karsinom Duktal ve lobüler karsinomlar kendi içlerinde yayılma göstermeyen non-invaziv/in situ tümörler ve yayılma özelliği olan invaziv tümörler olarak ikiye ayrılmaktadır. Duktal Karsinoma In Situ Elle muayenede belirlenemeyen ve mamografide düzensiz yapısı ve kireçlenmelerle kendini gösteren bir kanser türüdür. Bu hastalığa sahip olan hastanın meme başı akıntısı da olabilir. Lobüler Karsinoma In Situ Her iki memede de meme kanseri oluşma riskini 8-10 kat artıran önemli bir belirtidir. Bu durumda olan hastalar düzenli olarak kontrol ve yakın takip altında tutulmakta ve aynı zamanda hastaya koruyucu ilaçlar da verilmektedir. Bazı hastalarda koruyucu amaçlı her iki memenin alınması ve meme dokusu içinin boşaltılması gibi işlemler yapılabilmektedir. Hastanın kozmetik açıdan herhangi bir sorun yaşamaması için uygulanan cerrahi yollarla protez ve meme rekonstrüksiyonu gibi işlemler de hastaların sosyal yaşamlarına olumlu katkı sağlamaktadır. 10 yıl öncesine kadar meme kanseri sadece 2 grupta sınıflandırılabilen meme kanseri günümüzde, 4 değişik alt grupta toplanmaktadır. Ayrıca farklı tedavi stratejileri ile birey ve bireyin tümörüne özgü tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. 10 yıl öncesine kadar meme kanseri sadece 2 grupta sınıflandırılabilen meme kanseri günümüzde, 4 değişik alt grupta toplanmaktadır. Ayrıca farklı tedavi stratejileri ile birey ve bireyin tümörüne özgü tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Invaziv (Yayılım Gösteren) Karsinoma Kanser başlangıç yeri olan hücrenin üst katmanından daha ileri yayılma göstermesi ile invaziv kanser türü oluşur. Meme kanserlerinin çoğu, invaziv karsinomdur. Yayılma özelliği gösteren kanserler arasında, meme kanallarını oluşturan hücrelerden ortaya çıkan duktal karsinom en sık rastlanan meme kanseri tipidir. Inflamatuvar Meme Kanseri Meme kanserinin en hızlı ve kötü seyirli tipi olarak bilinmektedir. Memeyi tamamen saran iltihabi hastalıklarıyla belirtileri benzerlik göstermektedir. Kitle belirtisi vermez ve bazen de yalnızca kızarıklık ve sertlik gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Antibiyotik tedavisine rağmen iyileşmeyen meme hastalıklarında mutlaka altta yatan bir kanser olup olmadığı araştırılmalı, aksi ispatlanana kadar hastanın kanser olduğu düşünülerek gerekli tetkik ve incelemeler yapılmalıdır. Meme Kanseri İstatistikleri 2012 yılında dünyada 1.7 milyon yeni meme kanseri vakasına rastlanmıştır. Meme kanserinin en çok görüldüğü ilk 3 ülke Belçika, Danimarka ve Fransa’dır. Türkiye meme kanserinin en çok görüldüğü ülkeler sıralamasında ilk 20’nin dışında yer alır. Meme kanseri tüm kanserlerin %12’sini oluşturmaktadır. Kadınlarda görülen kanserlerin %25’i meme kanseridir. Memede Kitle ve Kist Nedir? Memede ele gelen kitle, kist ya da solid bir kitle olabilir. Özellikle fibroadenom ve fibrokistler memede çok sık görülen kitlelerdir. Bozuk para şeklinde görülen bu kitleler kansere dönüşmeyen, iyi huylu tümörlerdir. Kadınlar kendi kendine meme kontrolü esnasında fark ettikleri bu kitlelerin meme kanseri ya da zararsız bir fibroadenom kitlesi olup olmadığını anlayamazlar. Özellikle 30 yaş altı kadınlarda hormonal değişikliklere bağlı olarak fibroadenomlar çok sık görülmektedir. Memedeki kitlenin karakteri meme ultrasonu ile anlaşılmaktadır. Bu nedenle kadınlar memelerinde bir değişiklik ya da kitle fark ettiklerinde en kısa zamanda uzman bir doktora görünmelidir. Meme ultrasonu ve gerek görülürse mamografi ile memedeki kitleye dair bir fikir elde edilebilir. Memede Ağrı Neye İşaret Eder? Memede ağrı özellikle her iki memede de hissediliyorsa öncelikle hormonal değişiklikleri ve adet döngüsünü işaret eder. Bunun yanı sıra fibroadenom ve fibro kister de memede ağrı yapabilir. Hamile kadınlarda hormonların değişimine bağlı olarak memede ağrı görülürken, emziren kadınlarda da emziremeye bağlı olarak memede ağrı gelişebilir. Meme kanserinin ileri evrelerinde tümörün büyümesine bağlı olarak ödem ve sonrasında memede ağrı oluşabilir. Ancak memede ağrı meme kanseri belirtisi olarak kabul edilmez. Meme Kanseri Evreleri Meme kanseri yavaş ilerleyen bir kanser türüdür. 5-7 yıl içerisinde 1 cm büyüklüğe erişen tümör, önce lenf kanalları ile koltuk altı lenf bezlerine sonrasında ise kan yoluyla karaciğer ve kemik gibi uzak organlara yayılabilir. Tümörün hangi aşamada olduğu ve nerelere yayıldığını öğrenmek için evreleme yapılır ve tedaviye buna göre karar verilir. Meme kanserinde evreleme için TNM isimli bir sistem kullanılır. Buna göre T tümör çapını, N hastalıklı koltuk altı lenf bezi sayısını, M ise uzak yayılım (metastaz) durumunu belirtir. Meme kanserinde 4 evreden bahsedilebilir. Evre I, II ve bazı evre III tümörler erken evre meme kanseri kabul edilir. Evre III tümörlerinin bir kısmı ile evre IV tümörleri ise meme kanserinde ileri evre olarak adlandırılır. Meme kanserinde evreleme yaparken tümörün büyüklüğü, çevredeki lenf nodlarına yayılıp yayılmadığı göz önüne alınır. Buna göre meme kanseri evrelerini şu şekilde tanımlayabiliriz; Evre 0 – DCIS Evre I : Tümör 2 cm’den küçük ve henüz lenf nodlarına sıçramamış. Evre II : Tümör 2- 5 cm arasında bir büyüklükte olup çevredeki lenf nodlarına sıçramış ya da sıçramamamış olabilir. Evre III: Çevredeki lenf bezlerine daha fazla yayılmış demektir Evre IV: Diğer organlara (kemik, karaciğer, beyin, akciğer) veya kemiğe, uzaktaki lenf nodlarına metastaz yapmış demektir.

TÜM DUYURULARI GÖSTER
HABERLER
DOKTOR YAZILARI
ÇALIŞMA PLANI
ZİYARETÇİ DEFTERİ
FOTO GALERİ
Adresler
EN SON HABERLER
14-mart-tp-bayrammz-kutlu-olsun
14 MART TIP BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

14 MART TIP BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

14 Mart 2018 Çarşamba - 13:20
afyonkarahisar-devlet-hastanesi-ameliyathane-hemsireligi-sertifikali-egitim-programi
Afyonkarahisar Devlet Hastanesi Ameliyathane Hemşireliği Sertifikalı Eğitim Programı

Afyonkarahisar Devlet Hastanesi tarafından Ameliyathane Hemşireliği Sertifikalı Eğitim Programı 12 Ekim-12 Kasım 2017 tarihleri arasında yapılacak olu...

21 Eylül 2017 Perşembe - 08:05
21-eylul-2017-persembe-tarihli-resm-gazete-haberleri
21 Eylül 2017 Perşembe Tarihli Resmî Gazete Haberleri

21 Eylül 2017 Perşembe Tarihli ve 30187 sayılı Resmi Gazete de bugün hangi haberler var? 21 Eylül 2017 Tarihli ve 30187 Tarihli Resmi Gazete atama kar...

21 Eylül 2017 Perşembe - 08:02
12-eylul-2017-sali-tarihli-resm-gazete-haberleri
12 Eylül 2017 Salı Tarihli Resmî Gazete Haberleri

12 Eylül 2017 Salı Tarihli ve 30178 sayılı Resmi Gazete de bugün hangi haberler var? 12 Eylül 2017 Tarihli ve 30178 Tarihli Resmi Gazete atama kararla...

12 Eylül 2017 Salı - 17:22
05-eylul-2017-sali-tarihli-resm-gazete-haberleri
05 Eylül 2017 Salı Tarihli Resmî Gazete Haberleri

05 Eylül 2017 Salı Tarihli ve 30171 sayılı Resmi Gazete de bugün hangi haberler var? 05 Eylül 2017 Tarihli ve 30171 Tarihli Resmi Gazete atama kararla...

05 Eylül 2017 Salı - 09:48
07-subat-2017-sali-tarihli-29972-sayili-resm-gazete-haberleri
07 Şubat 2017 Salı Tarihli, 29972 Sayılı Resmî Gazete Haberleri

07 Şubat 2017 Salı Tarihli ve 29972 sayılı Resmi Gazete de bugün hangi haberler var? 07 Şubat 2017 Tarihli ve 29972 Tarihli Resmi Gazete atama kararla...

07 Şubat 2017 Salı - 07:56
bulent-ecevit-universitesi-25-akademik-personel-alinacak
Bülent Ecevit Üniversitesi 25 Akademik Personel Alınacak

Bülent Ecevit Üniversitesi 25 Akademik Personel Alınacak. Aranılan şartlar neler? Başvuru şekli nasıl olacak? İstenilen belgeler neler? İşte habere ai...

03 Şubat 2017 Cuma - 17:36
03-subat-2017-cuma-tarihli-29968-sayili-resm-gazete-haberleri
03 Şubat 2017 Cuma Tarihli, 29968 Sayılı Resmî Gazete Haberleri

03 Şubat 2017 Cuma Tarihli ve 29968 sayılı Resmi Gazete de bugün hangi haberler var? 03 Şubat 2017 Tarihli ve 29968 Tarihli Resmi Gazete atama kararla...

03 Şubat 2017 Cuma - 10:24
asgari-ucret-bugun-belli-oldu
Asgari ücret bugün belli oldu!

2017 asgari ücret rakamı belli oldu. Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, yeni yıldan itibaren geçerli olacak olan asgari ücreti açıkladı. İşte detaylar...

29 Aralık 2016 Perşembe - 10:57
akademisyenler-de-icap-nobeti-ucreti-alabilecek
Akademisyenler de icap nöbeti ücreti alabilecek

Denizli Tabip Odası’nın akademisyen hekimlerin tutmuş oldukları icap nöbeti ücretleri için yargıya taşıdığı dava sonuçlandı

26 Aralık 2016 Pazartesi - 16:18
tum-yerli-uretim-tesislerinin-dikkatine-duyruu
Tüm yerli üretim tesislerinin dikkatine duyruu

Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu tarafından Tüm yerli üretim tesislerinin dikkatine duyuru yayımlandı.

15 Aralık 2016 Perşembe - 09:31
13-bin-ilacin-yuzde-15-i-recetesiz-satilabilecek
13 bin ilacın yüzde 15'i reçetesiz satılabilecek

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), 13 bin ilaçtan sadece 87’sinin reçetesiz satılması üzerine önemli bir çalışma başlattı.

25 Kasım 2016 Cuma - 09:02
eczacilikta-uzmanlik-icin-eus-mesleki-sinavi-getirildi
Eczacılıkta uzmanlık için EUS mesleki sınavı getirildi

czacılıkta uzmanlık eğitimi alacakların belirlenmesi amacıyla Eczacılık Uzmanlık Sınavı (EUS) yapılacak

21 Ekim 2016 Cuma - 10:35
05-ekim-2016-arsambatarihli-ve-29848-sayili-resm-gazete-haberleri
05 Ekim 2016 Çarşamba Tarihli ve 29848 Sayılı Resmî Gazete Haberleri

05 Ekim 2016 Çarşamba Tarihli ve 29848 sayılı Resmi Gazete'de bugün hangi haberler var? 05 Ekim 2016 Çarşamba Tarihli ve 29848 Tarihli Resmi Gazet...

05 Ekim 2016 Çarşamba - 07:48
30-eylul-2016-tarihli-ve-29843-sayili-resm-gazete-haberleri
30 Eylül 2016 Tarihli ve 29843 Sayılı Resmî Gazete Haberleri

30 Eylül 2016 Cuma Tarihli ve 29843 sayılı Resmi Gazete'de bugün hangi haberler var? 30 Eylül 2016 Tarihli ve 29843 Tarihli Resmi Gazete atama kar...

30 Eylül 2016 Cuma - 07:38
2016-muhendislik-tamamlama-tercihlerin-alinmasi
2016-Mühendislik Tamamlama: Tercihlerin Alınması

2016-Mühendislik Tamamlama: Tercihlerin Alınması

28 Eylül 2016 Çarşamba - 09:31
hasta-dosyalarinin-tge-kayit-zamani-hakkinda-duyuru
Hasta dosyalarının TİG’e kayıt zamanı hakkında duyuru

Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu tarafından Hasta dosyalarının TİG’e kayıt zamanı hakkında duyuru yayımlandı.

28 Eylül 2016 Çarşamba - 09:30
28-eylul-2016-tarihli-ve-29841-sayili-resm-gazete-haberleri
28 Eylül 2016 Tarihli ve 29841 Sayılı Resmî Gazete Haberleri

28 Eylül 2016 Çarşamba Tarihli ve 29841 sayılı Resmi Gazete'de bugün hangi haberler var? 28 Eylül 2016 Tarihli ve 29841 Tarihli Resmi Gazete atama...

28 Eylül 2016 Çarşamba - 09:30
tum-ilac-ureticileri-ve-ruhsat-sahibi-firmalarin-dikkatine-duyuru
Tüm ilaç üreticileri ve ruhsat sahibi firmaların dikkatine duyuru

Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu tarafından Tüm ilaç üreticileri ve ruhsat sahibi firmaların dikkatine duyuru yayımlandı.

28 Eylül 2016 Çarşamba - 09:00
cumhuriyet-universitesi-14-sozlesmeli-personel-alinacak
Cumhuriyet Üniversitesi 14 Sözleşmeli Personel Alınacak

Cumhuriyet Üniversitesi 14 Sözleşmeli Personel Alınacak

22 Eylül 2016 Perşembe - 08:53